Navigation Menu

Almanya / Heidelberg-Frankfurt


Gözlerimizi Heidelberg'de ki NH Otelde açıyoruz, hava serin, pencereden bakınca güneş
yüzünü pek göstermiyor. Önceden tatilde erken kalkmak zor gelirdi, şimdi sağolsun 'Armi saati' sayesinde hoop ayaktayız, sıkıysa zamanında yatağından alma paşayı, bayağı saydırıyor :)

Kuzum dünyaya geldiğinden beri, güne her daim erkenden başlıyoruz, iyi de oluyor. Bir zamanlar iş için kalkarken ne kadar çok söylendiğimi düşününce utanıyorum cidden :)

Almanya'da çoğu otelde otopark hizmeti sağlanmıyor, ya yakındaki bir parka ücreti karşılığında bırakıyorsunuz ya da otelin otoparkına, tabii bu da beleş değil. Otel ayarlarken ekstraları iyi düşünmek lazım, çünkü mesela burada 20 Euro ödedik geceliğine. Ucuz diye tuttuğunuz otel ekstralardan dolayı, size daha pahalıya gelebilir bu da aklınızda bulunsun.

Bavulları topla, hazırlan derken çıkış saatimiz yaklaşıyor, biraz daha Heidelberg'de gezmek istiyoruz, otele geç çıkış yapabilir miyiz diye sorunca, fazlaca bir ücret çıkarıyorlar, yok arkadaşım kalsın, kuralcı Almanlar.

Karnımız aç, otelde ekstra yiyelim diyoruz, saat geçti mutfak kapalı diyorlar, hiç esneklik yok mu arkadaş heyyy Türküz biz.


Bavulları araca bırakıp, sokaklarda yürüyoruz, o kadar çok bisiklet var ki, insanın canı çekiyor, 2 tur da ben binsem olmaz mı?


Baeckerei (fırın) cafe isimli yerler kahvaltı için çok uygun, çünkü Almanların müthiş ekmekçikleri var, yanına da sallama çay buldunuz mu tamamdır. Otelden yürüyüş mesafesinde denk gelince çok mutlu oluyoruz.


Sevgili içeride kaybolmuş durumda, bakınız şu an nostalji yapıyor, yıllarca Almanya'da yaşamış çünkü. "Biz bunu çok severdik, bak şunu bir tat, offf bir gün arkadaşlarla şunu yerken"... diye başlayan birçok hikayesi mevcut.


Menüde gördüğümüz en kapsamlı kahvaltıyı sipariş ediyoruz, içinden domuz etli kısmı çıkarttırıyoruz, onun yerine bir tane daha ekmekçik veriyorlar, çay ise sallama. Peynir, gök domates, salam, tereyağı, yumurta.

En kapsamlı kahvaltı budur işte; daha ne olsun...



Rezene tohumu da içeyim diye sıcak su istiyor sevgilim, tüm garsonlar şaşkın, niye, neden..vs diye sorup duruyorlar, Metin kuş da başlıyor anlatmaya, eşim emziriyor, içmesi lazım, tatmin olmayınca ilaç diyor artık ne yapsın. Durumdan pek memnun değil bizim fırıncı takımı.

Mesela, şarjımız bitince takabilir miyiz diye soruyoruz; yok takamayız diyorlar. Ya Allah, ayol şarj işte, yemez sizi korkmayın, ııgghh olmaz :)

Bu elimde gördüğünüz tuzlu, bizdeki çubuk krakere benziyor tadı. Bu arada Almanya'da yediğim kuruvasanlar kesinlikle İtalya'dakinden daha güzel.



Birini ağzında yemek varken çekerseniz, sonuç budur işte;


Karnımız doyunca soğuk garsonların yanından ayrılıp, yine merkezdeki Hauptstrasse yi dolaşmaya başlıyoruz, dün pazar olduğundan çoğu yer kapalıydı, bugün cadde cıvıl cıvıl.



Nordsee Almanya'da pek bir meşhur, balık, kalamar, karides'in her türlü hali var, deniz ürünlerinin fast food u olarak düşünebilirsiniz.



Tatmazsam hatrım kalır, hemen bir kutu karides alıyoruz, yanında 2 çeşit sosu var, gayet de leziz. Etrafımızda çoğu kimse ellerinde Nordsee paketleriyle bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Biz de aralarına karışıyoruz.


Ben biraz abartınca midem allak bullak oluyor tabii.

Birkaç mağaza geziyoruz, Galeria Kaufhof en kapsamlı olan, bizde ki Boyner tarzı, her şey bir arada. Fakat ne kadar bakarsam bakayım çok ilginç kıyafetler göremiyorum, yaşlı tipli şeyler ağırlıkta, fiyatlar da kabarık, biz ülke olarak tekstil de kesinlikle çok iyiyiz.

Dirndl bölümü mıknatıs gibi yine beni kendine çekiyor, bakalım hanginiz benim olacaksınız, erkekler için de kıyafetler bunlar;


Fiyatlar erkeklerde de 200 Euro'dan başlıyor, annem bir kıyafete en az 600 TL vereceğimi duysa kahrından ölürdü sanırım.

Galeria Kaufhof'un hemen karşısında Müller alışveriş mağazası var, gurbetçi tatlı bir kızdan öğrendiğim şekliyle okunuşu; Müllağ.

Burada da kozmetikten, deterjana her şey var. Fiyatlar bazı ürünlerde gayet uygun. Özellikle Alman markalı ürünler görülmeye değer. Mesela Bübchen markalı bebek şampuanı veya yağı, 2 Euro civarı. Bizde ise 25 TL den az değil. Vergisinden mi kaynaklanıyor tam olarak bilemiyorum ama fark korkunç.

Heidelberg'den ayrılmak istemiyoruz ama ne kadar geç kalırsak Frankfurt'u gezmek için o kadar az zamanımız kalıyor. O yüzden otoparktan arabamızı alıp yola koyuluyoruz.

Yol yaklaşık 90 Km, baştan iyi gitse de bir noktadan sonra Armi kopuyor, son ses ağlıyor, bir türlü susturamıyoruz, intihar boyutuna getiriyor beni, arabadan inip arkama bakmadan kaçmak istiyorum o derece, e otoban da park edecek yerde kolay bulunmuyor.

Frankfurt'a çok az kalmasına rağmen kenara çekiyoruz, babasına postalıyorum bizim küçük maymunu. Anaaa o da ne direksiyona geçince susuyor, beni kahreden o değil gibi, sanki öğretmişsin  sıkı sıkı sarılıyor direksiyona, aklınca arabayı kullanıyor. Bulmuş BMW yi arkada oturur mu hiç :)



İyi bari derken arkaya geçince yine çığlık çığlığa. Sonra sevgilim anlatmaya başlıyor, bak oğlum arkada olman lazım, ağlama olur mu.....

Bu babalar bi alem gerçekten, sanki karşısındaki 30 yaşında adam. Neyse efenim yola devam ediyoruz, Armi yine susmuyor ama ağladıkça babası önden ona şarkı söylüyor, sesini duyunca hemen süt liman.

Bu babalar gerçekten bebeklerde sakinlik duygusu yaratıyor, ne güzel.

Kalacağımız İbis Oteli, navigasyon sayesinde kolayca buluyoruz, altta otoparkı var ve tahmin ettiğiniz gibi ücretli. Burada resepsiyonda çalışan bir Türk varmış, adı Hakan gitmeden araştırmıştık, bize de o denk geliyor.

Bu otelle ilgili şöyle bir gariplik yaşadık, daha gitmemize 1 ay var, bize bir mail geldi İbis'ten. Odayı kesin tutacaksanız, mail ile kredi kartı bilgilerinizi gönderin diye. 

Ne alaka dedik, ciddi olamazlar, ne diye bilgilerimi sana mail atayım. Sistemden iste o zaman, yada Booking'de peşin çekseydin parasını.

Sevgilim böyle bir şey yapmayacağını mail attı, acaba diyoruz bizi dolandırmaya mı çalışıyor birileri, koskoca otel ne diye istesin. Cevap geldi, fuar dolayısı ile çok yoğunuz kredi kartı bilgileri lazım.

Bu fuarlar da hep bizi mi bulur arkadaş, en büyük otomobil fuarı tam da bizim Frankfurt'ta bulunduğumuz tarihlerde gerçekleşiyor. 

Neyse efendim, sonuç olarak; ya sistemden gireriz yada göndermeyiz, bankalar sürekli uyarıyor, bu şekilde bilgilerinizi paylaşmayın diye dedik. Kesin geleceğimize emin olunca yani yaklaşık 5 mail sonra kabul ettiler.

Bu defa da daha odaya girmeden çektiler kartı.

Bu arada fuar olması sebebiyle yaklaşık 3 katı pahalı kaldık, avuç içi kadar odada. Zaten turumuzun en pahalı otelleri burası ve Octoberfest sebebiyle Münih.

Oda gerçekten minik, yani bebek yatağına ayağımız değiyor uyurken, bavulları açamıyoruz bile o derece. 

Biz de sadece giyeceğimiz kıyafetleri alıp, bavulu arabanın bagajında bırakıyoruz. Pek bebekle kalınacak gibi değilmiş ama ne yapalım anca bunu bulabildik.

Ev kiralayalım demiştik gitmeden, geceliğine 5000 TL deyince vazgeçtik, İbis gözüme çok güzel gözüktü o an.

Uykusu gelip, parmağını köküne kadar ağzına sokan Armi'yi kat kat giydirip, koyuyoruz kanguruya, hava kararmadan Frankfurt'u keşfe çıkıyoruz.


Otel gerçekten çok merkezi, yürüyerek gezmek mümkün, hemen önünden Main Nehri geçiyor, zaten  buranın resmi adı; Frankfurt am main yani Main üzerindeki Frankfurt, Almanya'da başka bir Frankfurt şehri daha varmış, karışmasın diye bu şekilde belirtmişler.


Biz de yağmur eşliğinde Main nehrini takip ederek hem keyifli bir yürüyüş yaptık hem de Frankfurt'u keşfettik.

Zamanınız varsa bu botlarla nehirde harika bir gezinti de yapabilirsiniz. Hemen arkada gözüken köprü, Frankfurt'un kilit asılan köprüsü; Eiserner Steg, en meşhur yaya köprüsü bu.


O kadar çok ve renkli kilit var ki fotoğraf çekmeden duramıyorsunuz, eğer buraya gelecekseniz yanınızda mutlaka üstünde isimlerinizin yazılı olduğu bir kilit de getirmeyi unutmayın, benim içimde kaldı, mutlaka bir daha gelip, asacağım.


Aslında evlenen çiftler gelip aşklarının sonsuza kadar sürmesi için sevgilerini kilitliyorlar buraya, ama ille evlenmek mi lazım canım.



Genelde üzerinde gelinlikleriyle çiftleri görmek mümkünmüş fakat bize denk gelmedi, biz de her noktasında kendimiz çekildik.



Köprünün üzerinden manzara harika:)



Römer Platz (Römer Meydanı) bizi yağmurlu ve rengarenk karşılıyor, hemen kenardaki satıcılardan 5 Euro ya bir şemsiye alıyoruz, yağmur bez ayakkabılarımın içine doluyor o kadar seri yağıyor ki. Sevgilimle ilk mağazadan deri bir ayakkabı almayı planlıyoruz o an.


 

Bu arada Römer; Romalılar anlamına geliyormuş.

Muhteşem binalar etrafımızı sarmış durumda, şehrin diğer tarafındaki gökdelenlere inat ortaçağdan fırlamış gibiler. Fakat elbette ki o zamanlardan kalmamış hiç biri. 

2.dünya savaşında Almanya'da ki çoğu yerin yerle bir olması gibi burası da yıkılmış. 1980 yılında aslına uygun olarak inşa edilmiş tüm bu binalar. 

Ortada (şimdi heykellerden pek gözükmese de) bir elinde kılıç, diğerinde terazi heykelinin olduğu; Adalet Çeşmesi var. Yılın belli zamanlarında bu çeşmelerden şarap akıtılıyormuş diye duydum. Meydanın çevresini ise şirin cafeler süslüyor.

Bu minik yeşil ve aralarda bulunan siyah, bücür arkadaşlar karşılıyor bizi, Sınırları aşmak konulu heykel sergisiymiş.



Bu meydandan ilerlerseniz alışveriş caddesine kolayca ulaşabilirsiniz, geniş cadde sağlı sollu hatta kesişmeli olarak mağaza dolu.


Bu sosisçi arkadaşa da bayıldım, kaplumbağa gibi yuvasını sırtında taşıyor.


Bratwurst, adlı sosisli sandviçler burada pek bir meşhur.

Aslında sosisçi arkadaştan sonra önümüze dansöz kıyafetli bir amca atlamıştı, pek ilginçti ama kameramı burnuna dayayıp resim çekemedim ne yazık ki, sizi bu muhteşem görüntüden mahrum bıraktım.

Kendimize hem sığınacak bir liman hem de alışveriş dürtümüzü ortadan kaldıracak bir mağaza ararken yine bir Galeria Kaufhof'a daldık, zaten girmesek hatrı kalır. 

Armi paşayı bol bol oyuncak sahibi yaptı bu kısa ziyaretimiz. Deri ayakkabı mı, elbette ki almadım, sıradan bir ayakkabıya 300 Euro vermek pek akıl karı gelmedi bana :) 

MyZeil isimli bir başka alışveriş merkezindeyiz, bakıyoruz ki üst katında yiyecek-içecek bölümü var. Hepi topu 10 adet yerden birini seçmek durumundayız, ama hiçbiri bizi çekmiyor.


Bendeki hayal kırıklığını sormayın, sanıyorum ki Almanya'da olunca her şeyden yüzlerce olacak, bizim kıytırık bi alışveriş merkezimize girseniz şok geçirirsiniz, metrekareye 10 adet düşen dönercileri görünce.

Bu gibi durumlarda en iyisi bir Asya restoranına oturmak, tecrübeyle sabit.

Masamıza yerleştikten sonra ben 2 alt katta bulunan bebek odasına iniyorum, malum arada kaynasa da 6,5 aylık bir bebekle seyahat ediyoruz, ve pilli değil.

Arada emzirmek ve altını yoklamak gerekiyor ki bizimki gezerken kaka yapmaya bayılıyor bu faktörü de unutmamak lazım.

Sevgilime; "siparişi sen ver ve mümkünse çorba da olsun, Armi'ye içiririz" diyorum, Nokta.

İşimiz bitip de masaya geliyoruz, sevgilim;"sebze çorbası söyledim, içinde parça parça bir şeyler de varmış tam anlamadım" diyor.

Olsun sebze çorbası her türlü kabulüm derken masaya bu gördüğünüz börekçikler geliyor. Sevgilinin surat, şeytan görmüş gibi.


Acaba diyor, bu sebze çorbası olabilir mi, gülüyorum aklıma Midilli'deki keki, kadayıf sanmamız geliyor. Yok canım falan diyorum ama sevgili ciddi.

Meğerse menüyü yanlış okumuş, çorbaların alt kısmında bulunan bu sebzeli çin böreğini çorba sanmış.

Olsun be güzelim çorba niyetine götürürüz hiç problem değil :)

Böyle diyorum ama uzunca bir süre bunun esprisini yapıp canından bezdiririm artık adamı :) Sebze çorbasını nasıl da çatal-bıçakla kese kese yedik ama, puhahahah

Bu arada bu börekçikleri servis ederken amcam tepsiye düşürmüş, sonra tepsiyi alıp geri gitmiş, sıfırdan pişirip getirmiş, pek düşünceli ve temiz bir davranış, bravo :)

Pekin ördeği ise fevkaladenin fevkindeydi gerçekten, off bak yazarken bile canım çekti. Türkiye'deki Çin Restoranlarını da çok severim ama bu kesinlikle farklıydı, o ördek nasıl öyle çıtır, nasıl lezzetli arkadaş.


Alışveriş caddesi olan; Zeil'i baştan başa 2 defa gezdikten sonra, ayaklarımızdaki kara sular bizi esir almadan, Hauptbahnhof (merkez tren istasyonu)'u da görmeye çabalıyoruz. 

Burası 1888 yılında hizmete açılmış ve uzun yıllar 'Avrupa'nın en büyük tren garı' olmuş. 

Buradan çıktıktan sonra tramvayı bulup otele dönmek niyetimiz..


O kadar büyük ki, köyden indim şehre modundayız, Allah'tan sevgili, Almanya'ya aşina da kurda kuşa yem olmayacağız.

Öncelikle şu tabloyu okuyabilmek çok önemli burada.


Hauptbahnhof'un tam karşısında buluyoruz tramvay durağını, buradan tren istasyonu o kadar güzel gözüküyor ki.


Birkaç durak sonra otelimizdeyiz, bu kadar yorulmasak yürümek daha keyifli olurdu sokaklarda kaybola kaybola ama tabi bir de minnoş var yanımızda ve artık yatak istiyor.

Armi'yi yatırmadan, wc ye girdin girdin yoksa sabaha kadar tutmak zorundasın uyarısından sonra hepimiz yataklarımızdayız, oda o kadar ufak ki acaba oksijen biter mi diye düşünmeden edemiyorum. Fakat gayet sıcak, hey Heidelberg NH Otel oku bu satırları.

Sabah gayet dinç olarak sabahın 7 sinde ayaktayız, bavullarımız zaten arabada, giyinip kahvaltıya iniyoruz, ekstra ödeme yaparak tabii ki.

Açık büfe ve doyurucu bir kahvaltı oluyor, pankek yığınına bakarsanız daha iyi anlaşılacaktır sanırım. Reçeli, domatesi, yumurtayı her yerde bulabilmek pek mümkün olmuyor buralarda.


Otelin manzarası, Main Nehrine karşı ,


Bu da Alman çikolatasını kemiren Armi:) Tabii ki sadece paketini.


Bugün Frankfurt'tan ayrılıyoruz, son bir kez hızlıca keşif yapmak için bu defa tramvayı kullanıp merkeze gidiyoruz.

Binalar o kadar keyifli ki her biri sanat eseri gibi.

Burada kocaman bir Euro heykeli var, bu meydanın adı Willy Brandt. Frankfurt Almanya'nın 5.büyük şehri ve finans başkenti, Almanya'daki her bankanın burada mutlaka bir şubesi varmış mesela.


Çok fazla gökdelen olmasından dolayı buraya gökdelenler şehri yada akıllıca bir tabirle "Mainhatten" deniliyormuş :)

Gökdelenlerin içinde bulunan, mavi renkli yuvarlak olanı, Main Tower. 205 metre yüksekliğinde ve 50 katlı. Cüzi bir ücret karşılığında tepesine çıkıp, Frankfurt'u keyifle izleyebilirsiniz.


Sevgilimin paracıklar efekti ile tam arkasında duran bina Avrupa Merkez Bankası. Euro heykeli de tam bu binanın önünde arz-ı endam ediyor efendim.

Sevgili 1,93 cm boyunda varın heykelin boyunu siz düşünün artık. Burası Römer meydanından çok farklı değil mi, nerede kaldı ortaçağ binaları.

Finans merkezinin karşısında Alte Oper (Opera binası) göze çarpıyor. Burası da 2.dünya savaşında yıkılıp yeniden yapılmış.


Rathaus (belediye binası) muhteşem, zaten nereye giderseniz gidin mutlaka belediye binalarını bir görün, oranın en görkemli kısımları buraları. Kırmızı tuğladan, bol çiçekli binayı görüp de resim çekmemek mümkün değil.



Özlem'i gören elime mum diksin :) 

İşte bizim gezi boyunca paralarımızı sömüren alet budur arkadaşlar, tanıştırayım, bilet makinası. Heidelberg'de bolca bahsetmiştim, bu da kanıtı olsun bakın biletimizi paşa paşa alıyoruz.


Zamanımızın çok az olmasından dolayı seni tam olarak keşfedemedik ve aklım sen de kaldı Frankfurtcuğum, inşallah bir daha ki sefere sana daha fazla zaman ayırıp, ara sokaklarında alışveriş yapıp, köprüne kilit asabilirim.



O zamana kadar aufwiedersehen..!

Geç olmadan ayrılıyoruz ki, Wertheim Village'i keyifle gezelim, ardından da Würzburg'da konaklayalım.

Bir sonraki yazımda, inanılmaz büyük, gördüğüm en güzel wc li, dilediğiniz her mağazanın bulunduğu, Almanlara göre ucuz, Wertheim Outlet Merkezini gezeceğiz, ardından da Würzburg'da konaklayacağız.


Seyahatle kalın :)



İlginizi çekebilecek diğer yazılar;

  1. Almanya / Heidelberg - Yeni !!
  2. Antik Zeytin Hotel - Bodrum
  3. BADEMLİ - DİKİLİ / FAME BEACH
  4. Bebek ile Tatil Nasıl Geçer ???
  5. Bodrum-Bitez-Turgutreis-Gümüşlük
  6. Dağmaran Kahvaltı Evi
  7. Denize girmek için en güzel plajlar
  8. Dünyanın en küçük ülkesi; VATİKAN
  9. EN GÜZEL PİKNİK ALANLARI
  10. ESKİ DATÇA VE SELİMİYE
  11. ESKİŞEHİR BALMUMU MÜZESİ
  12. Egenin akciğeri; URLA
  13. Eskişehir Gezi Rehberi / 2.Bölüm
  14. Eskişehir Gezi Rehberi/1.Bölüm
  15. Fethiye'de Neler Yapılır - 1.Bölüm
  16. Fethiye'de neler yapılır - 2.Bölüm
  17. GAZİANTEP GEZİ REHBERİ
  18. GAZİANTEP GEZİSİ - 1
  19. GAZİANTEP GEZİSİ - 2
  20. GAZİANTEP GEZİSİ - 3
  21. GAZİANTEP GEZİSİ - SON :(
  22. GAZİANTEP TEN NELER ALDIM
  23. GEZİMANYA SÖYLEŞİM...
  24. GÖBEKLİTEPE - BALIKLI GÖL
  25. Günübirlik Gezilecek Yerler / 2.Bölüm
  26. Güzeller güzeli; Mordoğan-Karaburun
  27. Haydi tatile; KUMBURGAZ 'a
  28. KAHVALTI MEKANLARI - PART 3
  29. KAHVALTI MEKANLARI - PART 4
  30. KAPUTAŞ PLAJI VE KAŞ
  31. KARAGÖL GEZİSİ
  32. KAYRA BEACH / DİKİLİ
  33. Kirazlı Köyü / Hafta Sonu Kaçamağı
  34. Kozak ve Çam Fıstıkları
  35. Müthiş Bir Evlilik Yıldönümü !
  36. MİDİLLİ GEZİSİ - 1.BÖLÜM
  37. MİDİLLİ GEZİSİ - 2.BÖLÜM
  38. MİDİLLİ GEZİSİ - 3.BÖLÜM
  39. MİDİLLİ GEZİSİ - 4.BÖLÜM
  40. MİDİLLİ'DE YAZ - 1.Bölüm
  41. MİDİLLİ'DE YAZ - 2.Bölüm
  42. MİDİLLİ'DE YAZ - 3.Bölüm - Yeni !!
  43. MİDİLLİ'DE YAZ - 4.Bölüm - Yeni !!
  44. PALAMUT BÜKÜ / DATÇA
  45. Palamutbükü-Datça / 2014
  46. Pamuklar içinde PAMUKKALE
  47. ROMA'yı Keşfetmeye Hazır Mısın?
  48. SAKLIKENT KANYONU
  49. Sevgili Günlük / Almanya'ya doğru - Yeni !!
  50. Sevgilimin Doğum Günü / 2014
  51. Suların yuttuğu; HALFETİ
  52. Sutüven Şelalesi / Hasanboğuldu
  53. Taşlaşmış Şehrin laneti; POMPEI
  54. Teos Park-Sığacık/Seferihisar
  55. Türkiye'nin ilk otomobili;Devrim
  56. Urla'yı 7 geçe; ÖZBEK KÖYÜ
  57. Yalıkavak-Türkbükü-Yel Değirmeni
  58. Yunanistan Vizesi Hakkında Herşey
  59. YÖRÜK MÜZESİ / FETHİYE
  60. ZEUGMA (BELKIS) KÖYÜ
  61. ÇAMLIK LOKOMOTİF MÜZESİ
  62. Çanakkale'nin meşhur; Peynir Helvası
  63. ÖZLEM'İN DOĞUM GÜNÜ / 2014
  64. Özel Araç ile Yurtdışına Çıkış
  65. İSKENDERİN MABEDİ; Mavi Dükkan
  66. İTALYA GEZİSİ - SİENA / Palio Yarışları
  67. İTALYA GEZİSİ / CENOVA
  68. İTALYA GEZİSİ / FLORANSA
  69. İTALYA GEZİSİ / MİLANO
  70. İTALYA GEZİSİ / PİSA KULESİ
  71. İTALYA GEZİSİ / San Gimignano - Orvieto
  72. İTALYA GEZİSİ / VENEDİK
  73. İZMİR E GELDİM DEMEK İÇİN...
  74. İZMİR ENTERNASYONAL FUARI
  75. İtalya İçin Ayrıntılı Gezi Rehberi
  76. İtalya'nın serseri çocuğu; Napoli
  77. İzmir'in Meşhur Köyü; KOZBEYLİ
  78. İÇMELER / MARMARİS



2 yorum:

  1. Süpersiniz. Küçük çocukla gezenleri çok seviyorum. Biz de yapmıştık. Bir arkadaşım "siz çocuğa değil çocuk size uyum sağlasın " demişti hamileyken. Çocuğun uyku saati diyerek arkadaşlarına bile gitmeyenleri düşününce:) Yurt dışında bizde yiyecek sıkıntısı yaşıyoruz.Çok açıklayıcı bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Almanların kuralcılığını takdir etmişimdir hep ama dediğin gibi biz Türküz bize uymaz:))))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Almanlar aslinda en dogrysunu yapiyor ama bizim bunyeler alisik degil :)
      Valla cocukla gezilir hem de cok keyifli hele ki ufaksa, koy kanguruya ver memeyi e bi de uyut zamaninda ohh super. Biz de ufakken korkarlar nedense :)
      bu arada yaziyi begenmene de cok sevindim. Sevgiler

      Sil

Pekiii sen bu konu ile ilgili ne düşünüyorsun? Yorumunu yaz ben Özlem e iletirim... :))

INSTAGRAM @yollardahayatvar