Navigation Menu

PARGALI İBRAHİM PAŞA


ZİRVEDEN ÖLÜME GÖTÜREN DOSTLUK

          1493 yılında Yunanistan’da bulunan Parga’da doğmuş olan Theo nun babası Manolis balıkçıdır. 


6 yaşlarında iken korsanlar tarafından kaçırılmış ve 9 yaşında Manisa’da dul bir kadının yanına verilmiş, burada iyi bir eğitim görerek kendini her alanda geliştirme fırsatına sahip olmuştur.
PARGALI İBRAHİM PAŞA, DAMAT İBRAHİM, MAKBUL, MAKTUL İBRAHİM, KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN, OSMANLI, PARGA, THEO, HATİCE SULTAN, AŞK MEKTUBU, GÜLFEM SULTAN, MOHAÇ MEYDAN SAVAŞI, BELGRAT, SADRAZAM, RODOS, PARGALININ ÖLÜMÜ, BOĞULMASI, DİLSİZ SAĞIR CELLATLAR, ŞEHZADE MUSTAFA NIN ÖLÜMÜ

9–10 yaşlarındayken, bir tesadüf sonucu geleceğin Osmanlı Sultanı Süleyman ile tanışır ve hayatı tamamen değişir. O gün keman çalarken, Şehzade Süleyman tesadüf eseri duyduğu müzikten etkilenir ve hemen kemanı çalanın getirilmesini ister. Saraya alınan İbrahim’in eğitimine burada devam edilir. İbrahim kısa sürede Şehzade Süleyman’ın dostluğunu da kazanmıştır.
    
Yavuz Sultan Selimin ölümü üzerine Şehzade Süleyman Osmanlı tahtına geçmiş can yoldaşı ve en iyi dostu Pargalı İbrahim’i Sadrazamlığa getirmiştir. 28 yaşında Osmanlı Sadrazamı olmuş, 1523 yılında Kanuni’nin kız kardeşi olan Hatice Sultan ile evlenmiştir

Tarihçi Orhan Özdil, Topkapı Sarayı arşivlerinde yer alan Hürrem Sultan’ın(6 Adet) ve Pargalı İbrahim Paşa’nın aşk mektuplarını (26 Adet) gün yüzüne çıkardığında görülmüştür ki Pargalı, Sultan a “Kadınların en yücesi hanımefendi’ diye hitap etmektedir. Hürrem ise Kanuni’ye ‘Allah’tan tek dileğim’ diye seslenmiş. Hürrem aşkını anlatmanın yanında mektuplarında sarayda neler olduğuna dair de bilgiler veriyor. Hatta bir mektubunda Kanuni’nin ilk eşi Gülfem Sultan’ın kolonyayı nasıl kullanılacağını bilmediği için içtiğini ve iki gün hasta olduğu için yattığından bile söz etmiş.

İbrahim’in Sadrazam olduğu 13 yıl içinde Osmanlı Devleti için büyük hizmetleri olmuş; Belgrat’ın fethinde, Rodos’un alınmasında önemli rol oynamış, 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Meydan Savaşının kazanılması ününü daha da arttırmıştır. Tüm bu başarılar şımarmasına sebep olmuştur.

Diplomatik alanda yaptığı anlaşmalarla Kanuni’nin gözünde saygınlığı arttırdığında Padişah bu başarılarını ödüllendirmek istemiş ve maaşını 3 milyon akçeye çıkarmıştır. Ancak 3 milyonu beğenmemiş “Fatih Sultan Mehmet Han’ın, Sadrazamı Mahmut Paşa’ya 4 milyonluk haslar verdiğini” söyleyerek şımarıklığını belli etmiştir, Kanuni Sultan Süleyman’da altta kalmayıp, “Onlar İstanbul’u fethettiler, Onlar ile kendimizi bir tutmak haddimiz değil” sözleriyle Pargalıya yerinin neresi olduğunu hatırlatmıştır.

Pargalı İbrahim Paşa’nın güçlendikçe iktidar hırsına kapıldığı tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın aktardığı bilgiye göre
İbrahim Paşa Avusturya'yla 1533 yılında yapılan barış görüşmeleri sırasında elçilere devletin kudretinden bahsettikten sonra kendi gücünü şöyle vurgulamıştır:

Bu büyük devleti idare eden benim; her ne yaparsam, yapılmış olarak kalır, zira bütün kudret benim elimdedir; memuriyetleri ben veririm, eyaletleri ben tevzi ederim; verdiğim verilmiş, reddettiğim reddedilmiştir. Büyük padişah bir şey ihsan etmek istediği yahut ihsan ettiği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam, gayr-i vaki gibi kalır; çünkü her şey; harb, sulh, servet, kuvvet benim elimdedir. 

Muhteşem Yüzyıl adlı dizide ise bu konuşma şu şekilde verilmiştir;

“Aslan şiddetle değil, hile ile ehlileştirilmesi gereken vahşi bir havyandır. Efendisi onu önce sevdiği yemle, daha sonra da alışkanlıkla uysallaştırır. Efendisinin elinde kısmen korku uyandırmak, kısmen gerektiğinde kendini korumak için bir sopa vardır. Hiçbir yabancı bu aslana yem vermeye cesaret edemez; yalnızca alışkın olduğu kişi verebilir. Aslan, hükümdardır; efendileri ve terbiyecileri ise vezirlerdir. Sopa, hükümdarların alaşağı edilebilecekleri tek şey olan gerçek ve adalettir. Aslan, Türkler’in yüce imparatorudur. Kayser Şarlken de bir aslandır. Ben, hünkârım olan yüce Türk imparatorunu söz konusu gerçek ve adalet sopası ile terbiye ediyorum; bu yüzden elçiler de Kayser Şarlken’e aynı şekilde davranmalıdırlar.”

15 Mart 1536’da iftar için saraya çağrılan İbrahim Paşa, iftardan sonra Padişahın isteği ile sarayda kalmış, daha sonra Şehzade Mustafa’yı da boğdurtmakta kullanılacak dört sağır ve dilsiz cellat tarafından boğdurularak öldürülmüştür.

Emine SEVİNÇ

0 yorum:

Pekiii sen bu konu ile ilgili ne düşünüyorsun? Yorumunu yaz ben Özlem e iletirim... :))

INSTAGRAM @yollardahayatvar